Referandumun Tercih Dinamiği: Hesaplaşma-Yüzleşme-Derinleşme


16 Nisan 2017 referandumunun tercih dinamiği, hesaplaşma, yüzleşme ve derinleşme üçlemesi üzerinden tespit edilebilir. Referanduma konu olan anayasa değişiklik paketinin reformcu içeriği, zamansal açıdan geçmişe, bugüne ve geleceğe dair tespit ve öngörüler çerçevesinde bu üçleme üzerinden okunabilir. Milletimizin yüksek iradesine mazhar olduğu takdirde bu reform girişimi, sosyo-politik bir dinamiği harekete geçirme potansiyelini taşımaktadır.

Öncelikle bu reform girişimi, tarihi sosyo-politik bir hesaplaşmanın adımı olacaktır. Siyaset tarihimiz açısından bu girişim, siyasal alanı ‘özne-sizleştirme ve/ya yurttaş-sızlaştırma’ saikiyle hareket eden elitist cephe karşısında bir çıkışı/açılımı ifade etmektedir. Bu açılım, apolitik aktörlerin anti-toplumsalcı hegemonyası ile hesaplaşma niteliğindedir. Çok partili yaşama geçtiğimiz dönemden itibaren, siyasal alanı ‘emanetçi vekalet sistemi’ ile yönetme iradesini anayasal sisteme dönüştüren içkin hegemonik akla karşı bir duruşu ifade etmektedir. Bu hamle, ‘militarizmin, bürokratizmin, jüristokratizmin, anti-politik otoriterizmin ve kolektivizmin’ hükümranlığı ile tanzim ve tayin edilen siyasal alan için bir politik arınma hamlesi olacaktır. Merkeze yönelen çevreyi (demos) ötekileştiren ve yadsıyan siyasal dil ile hesaplaşma niteliğinde olacaktır. Devlet ile millet arasında kamusal iletişimi koparan veya tümden kesintiye uğratan sorunlu mekanizma ile bir hesaplaşmadır. ‘Kayıtsız ve şartsız’ millete özgülenen ‘egemenliğin ontolojik mülkiyetini’ ihlal eden ‘apolitik gaspçılığa’ ve egemenliğin kullanımını uhdesinde tutan ‘inhisarcı vesayetçiliğe’ karşı bir cevap niteliğinde olacaktır. Demokratik kurumsallaşmayı sistematik biçimde kesintiye uğratan yapı ile bir hesaplaşma olacaktır.

Bu reform hamlesi, tarihsel bir yüzleşmenin de imkanını var edecektir. Vesayet odaklarının isteksiz de olsa, siyasi-toplumsal gerçeklikle yüzleşmesine imkan yaratacaktır. 15 Temmuz’da tarihsel bir duruş ile tecessüm eden ‘millet metafiziği’ ile bir yüzleşme olarak tezahür edecektir. Apolitik bir dil varlığı ile sistem mühendisliği yapanların Milletimizin ‘toplumsal kendiliğindenliği ve hasbîliği’ ile yüzleşmesinin imkan aracı olacaktır. Bu reform, cari siyasal sistemin kriz, istikrarsızlık ve demokrasi açığı üreten mekanizması ile yüzleşme imkanı yaratacaktır. Yeni bir hükümet modellemesi (Cumhurbaşkanlığı sistemi) ile siyasal sistemimizin rasyonalizasyonu adına tarihi bir adım niteliğinde olacaktır.

Bu reform girişimi, aynı zamanda sosyo-politik bir derinleşmeyi ifade etmektedir. Bu, her şeyden önce bizi kuşatan tarihi gerçekliğin jeo-stratejik okuması üzerine varlık bulan bir derinleşme hamlesidir. Bir taraftan, tarihin giderek derinleşen ufkuna ve ağırlaşan sıkletine karşı kayıtsız kalmadığımız ve/ya kalamayacağımızın nişanesi olacaktır. Diğer taraftan, kaderimiz olan coğrafyamızın icbar edici sorumluluğuna karşı duyarsız olmadığımızın bir göstergesi olacaktır. Jeo-politik imkanımızı derinleştirmenin dinamiğini var edecektir. Jeo-stratejik hamleleri etkin biçimde kurabilme ve temsil edebilme iktidarı yaratacaktır.

Özetle;

Bu sistem reformu; egemenliğin kullanımında mülkiyet ihlaline ve/ya gaspına yol açan vesayet düzenine son verecektir.
Bu sistem reformu; kimliksiz emanetçi-vekaletçi siyasetin imkanını ortadan kaldıracaktır. Zira, vesayetçi müvekkilin varlığı sona erecektir.
Bu sistem reformu; aslî politik öznenin siyasal alanda otantik otoritesini inşa etmesini mümkün kılacaktır.
Bu sistem reformu; sistematik biçimde sosyo-politik yabancılaşmaya ve içe kapanmaya yol açan siyaset pratiğinin imkanını yok edecektir.
Bu sistem reformu; siyasetin gerçek anlamda toplumun merkezine doğru mobilizasyonunu temin edecektir.
Bu sistem reformu; politikacıları toplumsalın merkezi dili ile konuşmaya icbar edecektir. Bu dili konuş/a/mayan ya da söz ve dil varlığını bu merkezden kur/a/mayan politiğimsi kimlikleri tasfiye edecektir.
Bu sistem reformu; Millet ile Devlet arasında örülmüş olan vesayet duvarını yıkarak tarihi bir kucaklaşmayı temin edecektir.
Bu sistem reformu; ayrımsız biçimde halkın siyasal özne olma mücadelesinin başarıya ermesini ifade edecektir.
Bu sistem reformu; Millet metafiziği ile siyasal alanın yeniden-biçimlenmesinin kurucu hamlesi olacaktır.
Sonuç olarak;
Bu reform hamlesi; Aziz Milletimizin ‘ontolojik bir kimlik, sosyolojik bir varlık ve politik bir beden’ olarak varlığının idâmesi; ve kutlu tarihi yürüyüşünün nişânesi olarak tarihe geçecektir.