Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar

Halk oylamasına sunulacak olan ‘Anayasa Değişikliği Kanunu’, yalnızca hükûmet sistemi reformu değil; bunun yanı sıra ‘siyasal temsil (milletvekili sayısı) ve seçilme hakkı (yaş)’ gibi siyasal haklara ilişkin de düzenlemeler içermektedir. Bu çerçevede ilgili kanunun ikinci maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisine seçilecek üye sayısını 550’den 600’e çıkarmayı öngörmektedir.
Demokratik temsil hakkı açısından önem arz eden ‘Milletvekili sayısını’ düzenleyen 1982 Anayasasının 75. maddesi ilk hâlinde temsilci/parlamenter sayısını 400 olarak belirlemiştir. O dönemde ülkemizde seçmen sayısı 20 milyon civarındadır. 1987 yılında ilk kez değişikliğe uğrayan bu maddede milletvekili sayısı 450’ye çıkarılmıştır. Bu dönemde ise kayıtlı seçmen sayısı 26,4 milyondur. Daha sonra 1995 yılında ikinci kez yapılan değişiklikle TBMM ‘550 milletvekilinden oluşur’ şeklinde düzenlenmiştir. İlgili dönemde seçmen sayısı 34,1 milyondur. Bugüne geldiğimizde ise temsilî vekalet sorumluluğunu üstlenecek olan 550 milletvekiline ve/ya temsilciye karşılık, 56,9 milyon seçmen bulunmaktadır.
Ontolojik ve siyasal anlamda ‘egemenlik hakkı kayıtsız ve koşulsuz’ biçimde bizatihi milletin uhdesinde olan bir haktır. Modern temsilî demokrasi, bu hakkın kullanılması noktasında, temsilcilere yetki devrini öngörmektedir. En üstün iradeyi oluşturan egemenlik hakkının kullanılması amacıyla millet tarafından temsilcilere delege edilen bu yetkinin kolektif bir temsil ilişkisi olduğunu ifade etmeliyiz. Buna uygun biçimde temsilî vekalet anlayışını benimsemiş olan anayasamız 80. maddesinde ‘Milletin temsili’ başlığıyla bu bütüncüllüğü ifade etmiştir. Bu düzenlemeye göre, TBMM üyeleri ‘seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler.
‘Siyasi Haklar ve Ödevlere’ ilişkin düzenlemeler kapsamında anayasamızın 67. maddesi ‘Seçim kanunlarının temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenleneceğini’ hüküm altına almıştır. Bu doğrultuda ‘temsilde adalet’ ile ‘yönetimde istikrar’ ilkelerini bağdaştırıcı bir yasal düzenleme yapmak adına 1983’te Seçim Kanununda %10’luk ülke geneli seçim barajı getirilmiştir. Yönetimde istikrarı temin edebilmek adına, maddi anlamda temsilde adalet ilkesi bir ölçüde feda edilmiştir. Bu durum, temsil olunan millet iradesinin maddi ve de şeklî anlamda adil biçimde meclise yansımasına ve ‘bütün milletin temsili ilkesine’ aykırılık teşkil etmiştir.
Milletin bütünlüğünü temsil sadedinde milletvekilinin yalnızca seçildiği seçim çevresinde bulunan seçmenleri değil, onto-politik bir varlık olarak milletin tümünü temsil etmesi öngörülmektedir. Ancak temsil adaletinin şekli unsuru açısından, aslî ve devredilemez iradenin temsilcilerinin sayısı da önem arz etmektedir. Temsilci sayısının, ülkenin artan nüfusu ve demografik yapısını da gözeterek revize edilmesi bir zorunluluktur. Her ne kadar ‘temsilde bütünlük ilkesi’ esas olsa da, bazı seçim çevrelerinin temsili açısından eksik temsil durumu söz konusudur. Seçim çevrelerinin (özellikle kentler) genişliğine göre seçmen sayısı ve seçilen temsilcinin alması gereken oy sayısı açısından dramatik farklılıklar söz konusu olabilmektedir.
Ülkelerin nüfusu ile milletvekili sayıları açısından bir mukayese yapıldığında ciddi bir temsil açığı söz konusudur. Türkiye’de yaklaşık 80 milyonluk nüfus, 550 milletvekili ile temsil edilmektedir. 80 milyon nüfusu olan Almanya’da ise temsilci/parlamenter sayısı 699’dur. 2017 yılı verilerine göre 66 milyon 991 bin nüfusu bulunan Fransa’nın ise, 2016 yılı verilerine göre 44 milyon 834 bin olan seçmen sayısını 925 temsilci temsil etmektedir. Ülkemizde takriben 136 bin kişiye 1 temsilci; 103,5 bin seçmene ise 1 temsilci düşmektedir. Avrupa’da ortalama 50 bin kişiyi, 1 temsilci veya parlamenter temsil etmektedir.

Sonuç olarak, temsilî vekalet ilişkisi bağlamında önerilen bu değişikliği ülkemizin eksik temsil sorununa getirilmiş bir çözüm önerisi olarak değerlendirmek mümkündür. Milletvekili sayısında öngörülen bu artış temsilde adaletin sağlanması yönünde atılmış önemli bir adım olmasının yanı sıra, genel olarak meclisin ve şahsen milletvekillerinin daha verimli çalışabilmesi imkânlarını da artıracaktır. Ayrıca, önerilen sistemde Yürütmenin (Cumhurbaşkanı) doğrudan meşruiyet temelinde halk oyu ile belirlenecek olması, temsiliyet noktasında ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil eden bir kısıt olmaksızın yönetimde istikrar ilkesinin de teminatını oluşturacaktır.
02.03.2017