Üniversite İdeası: Üniversitelerin Kültür Misyonu

Sanayileşme, metalaşma, ticarileşme ve nihayetinde küreselleşmenin tazyiki ile araçsallaşan yükseköğretim kurumlarında üniversite ideasının aşınmasına tanıklık etmekteyiz. Akademia bu aşınmaya bağlı biçimde düşünsel, kültürel ve sanatsal anlamda çoraklaşmaktadır. Uzmanlaşma saikinin kışkırtıcılığı ile giderek kısırlaşan akademia, fikri zeminde sistematik bir yüzeyselleşme riski ile yüz yüze kalmıştır. Disipline edilmiş ‘akademi aklı’ ne yazık ki, derin bir ‘tefekkür kaybı’ ile maluldür. Üniversite ideasından uzaklaşarak misyon karmaşası yaşayan yükseköğretim kurumları, ârafta kalmışlığa müptela olmuştur.
Bu şartlar altında üniversiteler, kendi özsel değerleri ile tanımlanan misyonunu idrak ve icra edecek müdîr bir akla muhtaçtır. Üniversitelerimiz, uzun yıllar elitist bir tutumdan beslenen kültürcü bir yaklaşımla sosyolojik soyutlanma süreçlerinin taşıyıcılığını üstlenmiştir. Şimdi ise yükseköğretim kurumlarımız, niceliksel büyümenin var ettiği gerekçeye sığınarak meşrulaştırılan vasatlık düşüncesine doğru savrulma tehlikesi ile yüzleşmektedir.
Üniversite, ‘eğitim-öğretim, bilimsel araştırma (bilgi üretimi) ve bilgi aktarımı’ şeklinde sıralanan üç temel misyon çerçevesinde tanımlanmaktadır. Başta eğitim-öğretim olmak üzere bütün bu süreçler, bir kültürlenme vetiresidir. Bu yönüyle üniversite, bir kültür ortamı ve atmosferidir. Bu çerçevede kültür, her türden bilgilenme alanını kuşatan bir sosyal bağlamı ifade etmektedir. Üniversite, kurumsal bir yapı olarak, kuşaklar arası kültür aktarımının da vasatını inşa eder. Eğitim-öğretimden bilim adamı yetiştirmeye kadar üniversiteler, temel misyonunu, içkin kültürel kodlar ile üretip aktarırlar. Toplumsal sorumluluğu açısından üniversitelerin, içinde var oldukları sosyolojik bünyenin ekonomik, sosyal ve siyasal gereksinimleri kadar, kültürel ihtiyaçlarına da cevap verme yükümlüğü söz konusudur.
Nitekim İspanyol düşünür J. Ortega y Gasset’e göre; “Yükseköğrenim her şeyden önce kültür öğretimidir.” “Üniversite öğretimi şu üç işlevden oluşmaktadır: Kültür aktarımı; meslek eğitimi; bilimsel araştırma ve yeni bilim adamlarının yetiştirmesi.” Ona göre, kalkınmacı dünya tasavvuru, üniversitelerin meslek sahibi yapan yüksekokullar olarak algılanması sonucunu doğurmuş ve üniversitenin kültür aktarımı işlevi geri plana itilmiştir.
Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e ve Cemil Meriç’e kadar, düşünce tarihimizin düşünürlerince hars, kültür, medeniyet ve irfan gibi terimler üzerinden yürütülen bütün kavramsal tartışmaları paranteze alarak; kültür kavramı ‘bir toplumun üreterek aktarmış olduğu değerleri’ ifade etmektedir.
İnsana yani düşünceye, duyguya ve sanata temas etmeyen kurumsal yapıların bir kültür inşa etmesi mümkün değildir. Üniversiteler, bilgi ve bilgelik merkezli bir kültürel iktidar alanı var edebilirse ancak, idealitesi doğrultusunda değer/ler üretebilirler. Bilimsel düşüncenin kendisini var ettiği dölyatağı olan ‘gelenek inşası’ ve ‘ekolleşme’ de ancak bu surette akademide gerçeklik kazanabilir. Aksi halde inşa etmiş olduğumuz fiziksel yapıların ruhsuz cesameti karşısında cüceleşmeye mahkûm oluruz. Üniversiteler simgesel değerini, icra edecekleri kültürel misyon ile var edebilirler ve/ya zenginleştirebilirler.
Üniversitelerin kültürel misyonu konusundaki duyarlılığa eşlik eden yönetsel tercihlerin güzel örneklerinden birisini Bülent Ecevit Üniversitesi oluşturmaktadır. Bütünlüklü biçimde üniversite ideasını kavrayan bir düşünsel perspektifin izini süren Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer’in kültürel çabaları kayda değer niteliktedir. Kültürel değerlerimize olan duyarlılığın bir nişanesi olarak, düşünce, sanat, edebiyat ve müzik alanında temayüz etmiş olan değerlerimize yönelik iltifatkâr bir tutum sergilenmektedir. Bu amaçla, Prof. Dr. Sadettin Ökten, Alev Alatlı, Ebubekir Eroğlu, Ömer Faruk Tekbilek, Kutsi Ergüner ve Hasan Aycın gibi değer üreten isimlere Fahri Doktora Unvanının tevdi edilmesi oldukça anlamlıdır. Üniversite bünyesinde bu kültürel misyona etkin biçimde hizmet etmekte olan ‘Medeniyet Araştırmaları ve Değerler Eğitimi Merkezi’ gibi birimlerin var olması kayda değer bir önemi haizdir.
Bu meyanda Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) ilk kez gerçekleştirmiş olduğu ‘kültür-sanat söyleşisi’ etkinliği, üniversitelerimizde kültürel iklimin var olması adına sembolik bir değer taşımaktadır.
10.12.2015 tarihinde Türkiye Gazetesinde yayınlanmıştır.