Akademia’ya Mensubiyet

Akademia’ya mensubiyet bilgi merkezli (bilgi öğrenme-öğretme-üretme) bir yaşam döngüsünü gerekli kılar. Bilgi-bilgelik sevgisi/merakı akademisyenliğe cansuyunu veren ruhtur. Akademisyen, bütün boyutları ile bilginin yöneldiği ‘hakikat’ arayıcısıdır. Hakikat bilgisine ulaşmak için deveran eden bir pervanedir. Bu döngüyü besleyen ruh özgürdür prangalanamaz; müstağnidir temennada bulunmaz; engindir sığlaştırılamaz; derindir yüzeyselleştirilemez! 
Bu ruhun doğurduğu/intaç ettiği akademisyenin davranışı, ahvali, yaşam kültürü bu ruhla şekillenir/bezenir. Hakikate yönelmişliğin/adanmışlığın yarattığı ruh hali, akademisyeni küllerinden yaratır. Onda ve onunla özdeşleşen bir tavra/duruşa ve sîrete dönüşür! Bu akademisyen tavır ve duruşu, eylemsiz söylemi ve ilgisiz bilgiyi reddeder. Bu duruş, sözde ve davranışta ölçüsüzlüğü ve bilimde hadsizliği nefyeder.

Akademisyen, hakikatin bilgisine dili ile söz, davranış ve duruşuyla model olur. Zira akademinin ruhu, hakikatin dillendirilmesinde çekingenliği ve suskunluğu zemmeder! Akademisyen, düşüncenin asaletini, akademianın seçkin yüceliğini haleldâr edecek kişisel garaz, heves, beklenti ya da ivazlara kurban etmez!